Ahmet GÜNEŞ


Ramazan Ayına Farklı Bir Pencere

.




Normal günlerde hayatımız adeta hız üzerine kuruludur. Sabah telaşla başlar, gün koşuşturmayla akıp gider, akşam ise yorgunlukla son bulur. Ömür dediğimiz zincirin halkaları, biz farkına bile varmadan bu acele içinde birer birer kopar. İnsan bazen yaşadığını değil, yalnızca yetişmeye çalıştığını hisseder.
Çocukluk yıllarımda bu döngüyü sezer, içimde bir huzursuzluk duyardım; fakat ne olduğunu tam adlandıramaz, nasıl kurtulacağımı bilemezdim. Yıllar sonra anladım ki Yüce Allah, bu hızlı akışın içinde bize bir durak, bir nefes aralığı lütfetmiş: Ramazan ayı. Belki de bunu geç fark etmemin sebebi, Ramazan’ın çoğu zaman yalnızca ibadetle, sofrayla ve sabırla anlatılmasıydı. Oysa bu ayın daha derinde saklı bir yönü var: zamanı değiştirmesi.
Evet, takvim aynı takvimdir; gün yine yirmi dört saattir. Fakat Ramazan geldiğinde saatlerin akışı sanki başka bir ritme bürünür. Şehirlerin kalp atışı yavaşlar, sokakların sesi yumuşar, insanın iç dünyasında zaman yeniden kurulmuş gibi olur. Günler aynı görünse de hissedilen zaman farklıdır; çünkü insan bu ayda sadece yaşamakla kalmaz, yaşadığını fark etmeye başlar.
Ramazan, başta sözünü ettiğimiz o bitmeyen koşuşturmayı sessizce bozar. Oruçla birlikte insan gün içinde yavaşlar. Açlık, zamanı uzatır; beklemek, anı görünür kılar. Bir bardak suyu beklemek bile insana hayatın kıymetini hatırlatır. Çünkü beklemek, aslında fark etmektir; fark etmek ise yaşamaktır.
Şehirler gündüz vakti sanki nefesini tutar, iftarla birlikte bırakır. Gün boyu sadeleşen hayat, top sesiyle canlanır; sokaklar bir anda ruh kazanır, yüzler aydınlanır, sofralar yalnızca yemekle değil, paylaşmanın huzuruyla dolar. Bu an, sadece açlığın sona ermesi değil; aynı zamanda kalbin dinginliğe kavuşmasıdır.
Ramazan ayı, dünyanın bitmeyen hızına karşı toplumun ortak freni gibidir. Rekabetin yerine merhameti, gürültünün yerine sükûneti koyar. Ve bunu büyük nutuklarla değil, küçük bekleyişlerle, sessiz fark edişlerle yapar. Belki de bu yüzden Ramazan, sadece bir zaman dilimi değil; insanın kendine yeniden döndüğü bir iç yolculuktur.